Eğitimci ve yazar Duran Güldemir, Cumhuriyet’e ilişkin düşüncelerini çocukluk anılarından yola çıkararak aktarıyor. İlkokul yıllarında marşların, şiirlerin ve bayramlardaki birlikli anların Cumhuriyet sevgisini nasıl filizlendirdiğini hatırlatıyor. Bu kuşakta çevrede pek çok kişinin okuma yazma bilmediği görülüyordu.

Eskiden yaşlıların gurbetten gelen mektuplarını çocuklar okuyup yanıtlıyordu. Kız ve erkeklerin aynı sınıfta ders görmesi, birlikte şarkı söylemesi ve bayramlarda halay çekmesi, eğitimdeki değişimi gösteren örnekler olarak anlatılıyor. Anlatıya göre bu olanaklar, Cumhuriyet öncesi dönemde hayal bile edilemeyecek bir uygulamaydı.

Duran Güldemir, eğitimin kentlerde devam edebilmesinin önemini de vurguluyor. Küçük Anadolu kasabalarında ortaokulu bitiren çocukların çoğu için ileri eğitim imkânı bulunmuyor, gidemeyenlerin işe ise bahçe işleri düşüyordu. Büyük şehirlere gidebilenler öğrenimlerini sürdürürken diğer çocukların geleceği daralmış görünüyordu.

Yatılı okul sınavlarında eğitime devam etme hakkını kazanan öğrencilere devlet, yemekten suya kadar ihtiyaçlarını karşılıyordu. Cumhuriyet’in eğitim kurumu gibi kimsesiz çocuklara sahip çıkarak yurdun dört bir köşesindeki binlerce öğrencinin hayatını değiştirdiği vurgulanıyor. Bu destek, ailelere de güçlü bir destek sağlıyordu.

Anlatının sonunda, eğitime erişen çocukların öğretmen, mühendis ve doktor gibi mesleklerle yaşama başladığı, bazı ailelerin ise milletvekili, bakan, başbakan ve cumhurbaşkanı gibi görevlere geldiği belirtiliyor. Güldemir, bu sonuçları Cumhuriyet meşalesinin aydınlattığı yolun parçası olarak gösteriyor ve çocuklara bu mirası hatırlatma sorumluluğunu kuşaklara yüklüyor.

Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika