Cildin sıkıklığını ve dayanıklılığını sağlayan kolajen proteini, 20'li yaşların ortalarından itibaren vücutta daha hızlı parçalanmaya başlıyor. Proteinin azalması cildin incelmesine, esnekliğini kaybetmesine ve kırışıklıkların belirginleşmesine yol açabiliyor.
Yaşlanmanın üzerinde tek başına yaş değil, genetik özellikler, güneş ışınlarına maruz kalma, hava kirliliği ve beslenme düzeni de etkili oluyor. Rafine şekerin aşırı tüketimi ise kolajen yapısını etkileyen glikasyon sürecini tetikleyebilir. Şeker moleküllerinin kolajenle etkileşimi proteinin sertleşmesine ve cildin esnekliğini kaybetmesine katkıda bulunabilir.
Aşırı işlenmiş gıdalar ve kızartmaların bağırsak sağlığını olumsuz etkileyerek vücuttaki iltihaplanmayı artırabileceği ve bunun cilt yaşlanmasına katkı sağlayabileceği belirtiliyor. Bir gözlemsel araştırmada haftada sekiz birimden fazla alkol tüketen kişilerde yüzdeki çizgilerin daha belirgin olduğu görüldü. Bu bulgu, alkolün doğrudan kırışıklığa neden olduğunu tek başına kanıtlamıyor.
Uzmanlar, alkolün şekre dönüşmesi, susuz kalma, oksidatif stres ve uyku düzenini bozması gibi etkilerinin cilt sağlığını olumsuzlaştırabileceğine dikkat çekiyor. Su tüketiminin cildin nem düzeyine katkı sağlayabileceğini gösteren bazı araştırmalar bulunsa da fazla su içmenin cildi gençleştirdiğine ilişkin bilimsel kanıtlar henüz sınırlı.
Beslenmede sebze ve yeşil yapraklı bitkiler, yağsız protein kaynakları, omega-3 içeren besinler ile tam tahıllar öneriliyor. Ispanak ve kara lahana mineraller, yağlı balıklardaki omega-3 yağ asitleri cildin koruyucu bariyerini, tam tahıllardaki lifler ise bağırsak mikrobiyotasını destekleyebilir.
Uzmanlara göre cilt yaşlanmasını tek bir besin veya alışkanlıkla durdurmak mümkün değil. Dengeli beslenmenin yanında güneşten korunmak, sigara kullanmamak ve alkol tüketimini sınırlamak cilt sağlığını korumaya yardımcı olabilecek temel adımlar arasında yer alıyor.
Kaynak: Karar