Şafak Yüca, Türkiye’de haftalık çalışma süresinin 45 saat olduğunu ve bunun AB ortalamasının tam dokuz saat üstünde bulunduğunu belirtti. Uzun mesai, çalışanların kendilerine ve ailelerine ayırabildiği zamanı azaltarak sosyalleşmeyi zorlaştırıyor.

Yüca’ya göre zaman yoksulluğu, çalışmayı geçim sağlama zorunluluğuna dönüştürdüğünde ortaya çıkan yabancılaşmayı ve simgesel tüketimi besliyor. Çalışanların kamu ve sağlık hizmetlerinden yararlanması da izinlerini kullanmayı gerektirebiliyor.

Eylül verilerine göre Türkiye’de 35.2 milyon kişi çalışıyor. Yüca, 100 seçmenin 57’sinin emekçi olduğunu ve buna rağmen çalışma saatleri, zam oranları, yan haklar ile yemek kartları gibi konularda çalışanların söz hakkı bulunmadığını savunuyor.

Çocuklu çalışanlarda okulların sabah 9’da başlayıp öğleden sonra 4’te bitmesi, mesai saatleriyle çakışma yaratıyor. Çocuğu bırakıp almak ek masraf ve izin kaybına dönüşüyor. Kira, fatura, gıda, borç ve eğitim giderleri sosyalleşmeyi lüks hâline getiriyor.

Hakların kurumdan kuruma değiştiğini, fazla mesainin bir yerde ücret başka yerde izin olarak karşılandığını ve evden çalışmanın işverene bağlı olabileceğini aktaran Yüca, prim, kıdem ve yükselme koşullarının yazılı kurallara bağlanmasını öneriyor. Enflasyon nedeniyle eski çalışanların maaşı yeni işe başlayanların gerisinde kalabiliyor.

Vergi dilimi nedeniyle brüt maaşla çalışanın net kazancında oluşan kaybın bir bölümünün işveren tarafından karşılanması gerektiğini belirten Yüca, çocuklu çalışanlar ve sağlık hizmetlerine erişim için yıllık izin dışında ayrı izin hakları öneriyor. Çalışma sürelerinin kısaltılmasını ve sendikal örgütlenmenin güçlenmesini ise bir demokrasi meselesi olarak sunuyor.

Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika