Yazar, Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın 21 Ekim 1999’da Ankara’da evinin önünde, arabasına yerleştirilen bombayla öldürüldüğünü anımsıyor. Kışlalı’yı devrim şehidi, bilim insanı, eğitimci, siyasetçi ve Kuvayı Milliyeci aydın olarak tanımlayan yazar, 27 yıl sonra bu olayın gündemde tutulması gerektiğini savunuyor.
Kışlalı, ADD genel başkan yardımcısı olarak Gn. Bşk. Yekta Güngör Özden ile çalışıyordu. Yazar, kendisinin ADD Şb. Bşk. ve Gn. Mrk. Yönetim Kurulu üyesi olarak yaklaşık bir yıl polis koruması aldığını, çeşitli konferanslara katıldığını ve Kışlalı ile birlikte çalıştığını belirtiyor. Koruma görevlisinin aylar sonra Kışlalı’nın sol görüşlü kişilerin de yurdu sevdiğini söylemesi üzerine itiraf verdiği aktarılıyor.
Bu anlatım, cinayetin arka planına ilişkin değerlendirmeler açısından bir dönüm noktası olarak sunuluyor. Yazar; emperyalizmin devrim çalışmalarını baltalamak için cinayetler işlendiği, NATO-Kontrgerilla’nın ülkede kışkırtmalar yapabildiği yönündeki görüşünü tekrarlıyor. Söz konusu değerlendirmeler yazının kendi iddiaları olarak aktarılıyor.
Yazar, devletin temel görevinin halkın yaşam hakkını korumak olduğunu vurguluyor. Cinayet, sabotaj ve toplu kırımların açığa çıkarılmasını, ilgili devletlerin kınanmasını, uluslararası kurumların devreye girmesini ve gerektiğinde nota verilmesini istiyor. Uluslararası Adalet Divanı, Uluslararası Ceza Mahkemesi ve BM-GK kurumlarının etkin kullanılmasını öneren yazar, çerçeve yasa yasasını suçüstü belgesi olarak nitelendirerek reddediyor.
Kışlalı’nın Atatürkçü Düşünce Sistemi ile Türkiye’nin devrimci birikimine katkılarını anan yazar, çağdaşlaşma ve Anadolu aydınlanmasını Kemalizm mücadelesiyle ilişkilendiriyor. H. İzzettin Dinamo’nun Kutsal İsyan-Kutsal Barış eserini sürdürme çağrısında bulunuyor. Son bölümde, kurucusu M. Kemal Atatürk olan Türkiye Cumhuriyeti’nin başı dik ve onurlu yaşamasının hedef olduğu vurgulanıyor.
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika